5. Sınıf / 2. Ünite: Kültür ve Miras Konu Özeti

5. Sınıf Sosyal Bilgiler Dersi Üniteler için Konu Özetleri
Cevapla
Kullanıcı avatarı
admin
Mesaj Panosu Yöneticisi
Mesajlar: 385
Kayıt: 15 May 2019, 11:08
Konum: Kocaeli
İletişim:

5. Sınıf / 2. Ünite: Kültür ve Miras Konu Özeti

Mesaj gönderen admin »

Tarihte Yolculuk
Anadolu ve Mezopotamya, çok eski çağlardan beri birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış önemli yerleşim yerlerindendir. Doğu ve batı arasındaki ticaret yolları üzerinde bulunmaları, insan yaşamı için uygun iklimlere sahip olmaları ve topraklarının verimliliği; bu bölgelerin tarih boyunca göç almasında ve birçok kültürün yurdu olmasında etkili olmuştur.

Anadolu’da Hititler, Frigler, Lidyalılar, Urartular ve İyonlar gibi birçok uygarlık yaşamıştır. Mezopotamya’da ise Sümerler, Babiller ve Asurlular gibi tarihin önemli devletleri kurulmuştur.

Anadolu’da Yaşamış Uygarlıklar

Hititler; MÖ 2000’li yıllarda Anadolu’daki ilk devletini kuran Hititlerin başkenti Hattuşaş’tır. Hitit yönetiminde kral ve kraliçenin dışında sorunların görüşüldüğü Pankuş adı verilen bir meclis vardır. Asurlulardan çivi yazısını alan Hititler, çivi yazısının yanında kendi icat ettikleri hiyeroglif yazısını da kullanmışlardır. Hititlerden kalan en önemli yazılı kaynaklar, krallar tarafından tanrıya hesap vermek için yazılan ve anal adı verilen yıllıklardır. Ayrıca tarihte bilinen ilk yazılı antlaşma olan Kadeş Antlaşması, Mısırlılar ve Hititler arasında yapılmıştır. Hititler, çok tanrılı bir dinsel sistemi benimsemişler ve kendi tanrılarının yanı sıra çevre kültürlerin tanrılarına da inanmışlardır.

Frigler;
İç Batı Anadolu’ya, Hititlerin yıkılmasının ardından Balkanlardan gelerek yerleşen Frigler, başkenti Gordion olan Frigya Devleti’ni kurmuşlardır. Friglerin ilk kralı, başkentlerine adını veren Gordios’tur. Frigler, yaşamı ve ölümü hakkında birçok mitolojik efsane yazılan Kral Midas döneminde en güçlü dönemlerini yaşamıştır. Ekonomileri tarım ve hayvancılığa dayanan Frigler, tarımı korumak için özel kanunlar çıkarmışlardır. Dinleri çok tanrılı olan Frigler’in ana tanrıçası, bereket tanrıçası olarak bilinen Kibele’dir.

İyonyalılar;
Eski Yunan kavimlerinden biri olan Akalar, MÖ 12. yüzyılda Yunanistan’dan Batı Anadolu’ya göç etmişler ve İyon şehir devletlerini kurmuşlardır. İyonya olarak bilinen bu bölgede kurulan şehir devletlerinin aralarında siyasi bir birlik bulunmamaktadır. Akalar, kurdukları şehir devletlerinin yanı sıra Akdeniz ve Karadeniz kıyılarında, tarihte bir ilk olan deniz ticaret kolonilerini kurmuşlardır. Birçok bilimin temelinin atıldığı İyonya’da Thales, Pisagor, Diyojen ve Hipokrat gibi ünlü isimler yaşamıştır.

Lidyalılar;
MÖ 1200’lerde Gediz ve Küçük Menderes vadileri arasındaki bölgeye yerleşen Lidyalılar, Kral Giges Dönemi’nde devletlerini kurmuşlardır. Lidya Devleti’nin başkenti, Manisa’nın Salihli ilçesi yakınlarında bulunan Sardes antik şehridir. Ticaret alanında gelişmiş olan Lidyalılar, kara ticaretine büyük önem vermişler, başkentleri Sardes’ten başlayarak Mezopotamya’ya kadar uzanan Kral Yolu’nu yapmışlardır. Parayı icat ederek uygarlık tarihine çok önemli bir katkıda bulunmuş olan Lidyalılar, ayrıca paraya dayalı ekonomiye geçerek bir başka ilki de gerçekleştirmişlerdir.


Urartular;
MÖ 13. yüzyıl ile 9. yüzyıl arasında Anadolu’da yaşamış olan Urartuların başkenti Tuşpa yani bugünkü adıyla Van’dır. Urartu Devleti en güçlü döneminde; günümüzdeki Doğu Anadolu, Kuzeybatı İran, Irak’ın küçük bir bölümüyle kuzeyde Aras Vadisi’ne egemendi.
Yaşadıkları bölgede iklim koşullarının tarıma elverişli olmaması ve topraklarının yer altı madenleri bakımından zengin olması nedeniyle Urartular, metal işçiliğinde oldukça gelişmişlerdi. Diğer Anadolu uygarlıkları gibi Urartular da çok tanrılı bir dine inanmışlardı.

Mezopotamya’da Yaşamış Uygarlıklar

Sümerler;
Sümerler, MÖ 4000 - MÖ 2000 yılları arasında Mezopotamya’da kurulan ilk devlettir. Bu nedenle Sümerler, Mezopotamya’da kurulan uygarlıkların temelini atmıştır. Mezopotamya’da yazı ve astronomi ilk kez Sümerler döneminde ortaya çıkmıştır. Sümerlerde halk, Mezopotamya’da yaşamanın sonucu olarak geçimini tarım ve hayvancılık yaparak sağlamıştır. Şehir devletleri olarak yönetilen Sümerlerde her şehirde ziggurat adı verilen basamaklı piramide benzeyen yapılar inşa edilmiştir. Bu yapılara Mezopotamya’nın çeşitli bölgelerinde rastlanabilmektedir.

Asurlular;
MÖ 2000’li yıllarda kurulan Asur Devleti’nin başkenti Ninova’dır. Kuruldukları dönemde yaşadıkları coğrafyanın tarıma elverişli olmaması nedeniyle ticaret ve hayvancılıkla uğraşan Asurlular; Anadolu’da Kültepe, Alişar ve Boğazköy’de ticaret kolonileri kurmuşlardır. Bu koloniler aracılığıyla Asurlular, yazıyı Anadolu’ya taşımışlardır. Tarihte bilinen ilk kütüphaneyi günümüzdeki Musul kentinin hemen yanında bulunan başkentleri Ninova’da kuran Asurlular, heykeltıraşlık alanında da gelişmişlerdir. Ülkemizde Nemrut Dağı’nda bulunan aslan heykelleri, Asur krallarının savaş ve av sahnelerini tasvir etmektedir.

Babiller;
Mezopotamya’da kurulan ilk Babil Devleti’nin kralı Hammurabi; ceza, mülkiyet ve ticaret alanlarında döneminin en gelişmiş kanunlarını yapmıştır. Bu kanunlar, Hammurabi Kanunları olarak tarihe geçmiştir. Başlıca geçim kaynakları tarım ve ticaret olan Babiller, tıp ve astronomi alanında da ilerlemişlerdir. Mimari açıdan Mezopotamya’nın en gelişmiş uygarlığı olan Babiller, asma bahçeleriyle ün yapmıştır.

ÇEVREMİZDEKİ GÜZELLİKLER

Doğada insan eli değmeden oluşan, gezilip görülebilecek eşsiz güzellikteki yerler ve unsurlar doğal varlık olarak nitelendirilir. Yurdumuz doğal varlıklar bakımından oldukça zengindir. Doğal varlıklar kendiliğinden oluşur, insanlar tarafından bu varlıklar sonradan keşfedilir.

Geçmişte yaşamış insan topluluklarına ait kalıntıların bulunduğu yapı ve alanlara tarihî mekân adı verilmektedir.
Geçmiş uygarlıklardan kalan kalıntı ve eserlere tarihî eser denir. Bizlere miras kalan tarihî eserler geçmişe ışık tutar.

Geçmişten bizlere kalan ve tarihî değer taşıyan eşyalar tarihî nesne olarak adlandırılır. Arkeolojik kazılar sonucu bulunan kılıç, vazo, takı, tarım aletleri gibi eşyalar tarihî nesnelere örnektir. Tarihî nesneler taşınabilir oldukları için müzelerde koruma altına alınır. Tarihî nesneleri görmek isteyenler müzeleri ziyaret edebilir.

Dinlenme, eğlenme, yeni yerleri görme, tanıma vb. amaçlarla geziye çıkan insanlara turist adı verilir. Turistler gezdikleri yerler hakkında bilgi sahibi olur ve kültürel birikimlerini artırırlar. Ülkemizdeki doğal varlıkları, tarihî mekânları, eserleri ve nesneleri görmek için her yıl çok sayıda insan turistik faaliyet yapmaktadır. Bu insanların önemli bir kısmı gittikleri yerleri turist rehberleri eşliğinde gezerler. Turist rehberleri yerli ve yabancı turistlere ülkemizin tarihî, kültürel ve doğal özellikleri hakkında ayrıntılı bilgi verir, turistlerin sorunlarının çözümüne yardımcı olur.

KÜLTÜREL ZENGİNLİĞİMİZ

Binlerce yıllık geçmişe sahip olması ve birçok medeniyete ev sahipliği yapması nedeniyle ülkemizde kültürel özellikler çeşitlilik göstermektedir. Bir toplumda nesilden nesile aktarılarak yaşatılan gelenek, görenek, inanış, düşünce ve sanat varlıklarının tümüne kültür adı verilir. Yemekler, halk oyunları, mimari yapılar, geleneksel el sanatları, kıyafetler, halk ozanları ve türküler ülkemizin kültürel özelliklerini oluşturan unsurlara birer örnektir. Yaşadığımız yerdeki kültürel özellikler, ülkemizin bir başka yerindeki kültürel özelliklere benzeyebilir veya bu yerdeki kültürel özelliklerden farklı olabilir. Bu durumun oluşmasında iklim şartları, yeryüzü şekilleri, ekonomik faaliyetler, gelenek ve görenek gibi faktörler etkilidir. Şimdi kültürel özelliklerimizi benzerlik ve farklılıkları açısından inceleyelim.

Yemeklerimiz
Türk mutfağı, yemek çeşitliliği bakımından dünyanın en zengin mutfaklarından biri olarak kabul edilir. Bu durumun sebebi ilden ile çeşitlilik gösteren yemeklerimizin olmasıdır. Ülkemizde zeytin, Ege ve Akdeniz kıyılarında bolca yetiştirilir. Bu yerlerde sebze yemekleri genellikle zeytinyağı kullanılarak yapılır. Zeytinyağlı börülce, zeytinyağlı enginar, zeytinyağlı biber dolması, kabak çiçeği dolması, deniz börülcesi Ege ve Akdeniz kıyılarında sıkça yapılan yemeklere örnektir.

Ülkemizde balıkçılık denilince birçok insanın aklına Karadeniz’in kıyı kesimleri gelmektedir. Karadeniz’de en çok avlanan balık türlerinden biri hamsidir. Trabzon ve çevresinde hamsi ile oldukça lezzetli yemekler yapılmaktadır. Hamsili pilav, hamsi buğulama, hamsi tava bunlardan bazılarıdır. Trabzon ve Rize’de bol miktarda mısır yetiştirildiğinden ekmek yapımında genellikle mısır unu kullanılmaktadır.

Dağlık araziye sahip olması ve iklim koşullarının uygun olmaması nedeniyle Erzurum ve Kars çevresinde tarım yeterince gelişmemiştir. Bu yerlerde hayvancılık insanların temel geçim kaynağıdır. Bu nedenle Erzurum ve Kars çevresinde yaşayan insanların beslenme alışkanlıklarında kırmızı et önemli yer tutar. Erzurum’a özgü olan cağ kebabı oldukça meşhurdur. Cağ kebabı, etin yatık bir şiş üzerinde odun ateşinde pişirilmesiyle hazırlanır.

Şanlıurfa, Hatay, Gaziantep et yemekleri ile ünlüdür. Lahmacun Şanlıurfa’dan, tepsi kebabı Hatay’dan, Ali Nazik kebabı ve yuvalama çorbası Gaziantep’ten ülkemize yayılan meşhur lezzetlerdir. Sadece ülkemizde değil, yurt dışında da bilinen ve özellikle ülkemize gelen yabancı turistler tarafından da çok sevilen baklava, Gaziantep yöresine ait bir tatlıdır.

Halk Oyunlarımız
Kendine özgü hareketleri olan ve genellikle müzik eşliğinde oynanan oyunlara halk oyunu denir. Ülkemizin farklı yörelerinde oynanan halk oyunları birbirinden farklılık gösterir. Halk oyunları genellikle çok sayıda kişi tarafından birlikte hareket edilerek oynanır. Bu nedenle halk oyunları; insanların sosyalleşmesine, kendilerini toplum içinde ifade etmesine, millî birlik ve beraberliklerinin kuvvetlenmesine önemli katkılar sağlar.
Horon, Karadeniz yöresine ait olan ve genellikle kemençe müziği eşliğinde oynanan bir halk oyunudur. Hızlı hareketlerle oynanan horonun Karadeniz'in dalgalı denizini ve yaşama şartları zor doğasını yansıttığı bilinir. Horon, el ele tutuşarak bir sıra şeklinde ya da halka oluşturarak oynanabilir.

Halay, ülkemizin birçok yöresinde oynanan bir halk oyunu olmasına rağmen daha çok Sivas, Malatya, Erzurum (Erzurum’da halaya "bar" denilir.), Diyarbakır, Mardin ve bu illerin çevresiyle özdeşleşmiştir. Halay, davul ve zurna eşliğinde oynanır. Halayı, diğer halk oyunlarından ayıran en önemli özelliği düğün, kına gecesi, asker uğurlama töreni gibi etkinliklerde de oynanabilmesidir.

Zeybek, Ege yöresine ait olan bir halk oyunudur. Yiğitliği, mertliği ve cesareti simgeler. Tek kişi tarafından oynandığı gibi birkaç kişinin çember şeklinde bir araya gelmesiyle toplu hâlde de oynanabilir. Karşılama, kadın ve erkeklerin çiftler oluşturarak oynadıkları Trakya yöresine ait bir halk oyunudur. Çiftlerin karşılıklı olarak toplanmasıyla veya iki sıra hâlinde dizilmesiyle grup hâlinde oynanır.

Gelenek ve Göreneklerimiz
Toplumları bir arada tutan millî ve manevi değerleri bulunmaktadır. Bir toplumun nesilden nesile aktarılan alışkanlıklarına, davranışlarına ve yaşam tarzlarına gelenek ve görenek adı verilir. Her toplumun kendine özgü gelenek ve görenekleri mevcuttur. Bunlar, yüzyıllardır yaşanan ve toplum tarafından kabul görüp yaşatılan değerlerdir. Gelenek ve görenekler toplumda birlik ve beraberliğin; huzur ve barış ortamının oluşmasında, sürdürülebilmesinde de etkilidir. Yeni doğan bebeği görmeye gitme, asker uğurlama, kız isteme, hasta ziyaret etme, büyüklerin elini öpme, nişan ve düğün merasimleri yapma gelenek ve göreneklerimiz arasında sayılabilir.

Geleneksel El Sanatlarımız
Ülkemiz el sanatları bakımından oldukça zengin bir kültürel birikime sahiptir. El sanatları insanlarımızın duygularını yansıttığı, kendi ihtiyaçlarını karşılamak için uğraştığı ve becerilerini sergilediği kültürel özelliğimizdir.

Halıcılık, el sanatlarımız içinde önemli bir yere sahiptir. Orta Asya Türkleri döneminden beri Türkler halıcılık sanatıyla ilgilenmişlerdir. Ülkemizde halı yapımında genellikle doğal kök boyalar kullanılır. Türk halılarında genellikle geometrik motifler, doğa tasvirleri, çiçek motifleri işlenir. Tarihte bilinen ilk Türk halısı MÖ 3. yy’dan kaldığı tahmin edilen Pazırık halısıdır. Günümüzde Ladik, Gördes, Hereke, Bünyan ve Isparta; halılarıyla ünlü yörelerimizdir.

Geçmişten Günümüze
Dünyanın farklı yerlerinde yaşayan insanların dilleri, inançları, yaptıkları sanat, giyimleri, yiyecekleri ve içecekleri gibi yaşamsal faaliyetleri arasında farklılıklar vardır. Bu faaliyetler toplumların kültürel özelliklerini belirler. Kültürel özelliklerin bazıları, yıllar içinde farklı toplumların birbirleriyle etkileşmesinden ya da değişen koşullara uyum sağlamak amacıyla değişirken, bazıları da korunur ve aradan uzun yıllar geçse de değişmez.
Örneğin, birçok toplumda olduğu gibi, Türk toplumunda da giyim şekli tarih boyunca değişmiştir. Türk toplumundaki kıyafet şekli ilk olarak göçebe yaşamdan yerleşik yaşama geçtikten sonra değişmiştir. Yaşam şartları ve hayvancılık temelli olan giyim tarzı yerleşik hayata uyum sağlamıştır. Daha sonra Türklerin İslam’a geçmesi ile birlikte İslam kültürünün etkisi ile giyim tarzı tekrardan değişmiştir. Değişen teknoloji, yaşam tarzı ve kültürel paylaşımlar kılık kıyafet şeklini sürekli değiştirmiştir. Son olarak dünyadaki büyük markaların oluşması, internet ve televizyon gibi insanların birbirine ulaşmasındaki kolaylık dünyada neredeyse ortak bir kılık kıyafet şeklinin oluşmasına sebep olmuştur.
Var olan bir kültürün değişimi dışında, toplumumuza sonradan dışarıdan gelip uyum sağlayan farklı kültürel özellikler de vardır. Örneğin, kolonya toplumumuzda misafirlere sunulan geleneklerden biridir. Fakat kolonya aslında Almanya’da bulunan ve ilk defa 1880’li yıllarda ülkemize gelmiş bir üründür. Daha önceleri aynı amaç ile misafirlere sunulan gül suyunun yerini almış ve kültürümüze yerleşmiştir.

Ülkemizde hemen hemen en küçük yerleşim yerinden en büyük yerleşim yerine kadar her yerde kahvehaneler vardır. Kahvehanelerde genellikle yaygın olarak içilen içecek çay iken neden adı kahvehanedir? Kahve toplumumuza 1500’lü yıllarda gelmiştir. Çay ise toplumumuza 1930’lu yıllarda gelmiştir. Kahvehaneler kahvenin gelmesinden sonra açılmış ve yaygınlaşmış, kahve içilen ve sohbet edilen ortamlar olmuştur. Bu nedenle kahvehane olarak adlandırılmıştır. Fakat çayın yaklaşık 400 yıl sonra gelmesinden sonra toplumun benimsemesi ile bu ortamlarda daha çok çay içilmeye başlanmış. Bu alışkanlık zamanla o kadar çok yaygınlaşmıştır ki, Türkiye, 2017 yılında kişi başı 3,5 kilo çay tüketimi ile dünyada en çok çay tüketilen ülke olmuştur. Tüm bu nedenlerden dolayı da çay kültürümüzün vazgeçilmez bir parçası olmuştur.

Dışarıdan gelen kültürel ögeler olduğu gibi bizim de koruyarak sürdürdüğümüz ve dışarıya kazandırdığımız kültürel ögeler de vardır. Örneğin, Osmanlı’nın erken dönemlerinde yaşadığı düşünülen Nasrettin Hoca hikayelerine de konu olan yoğurt günümüze kadar değişmeden gelmiş Türk toplumundan dünyaya yayılan bir yiyecek olmuştur.


Cevapla

“5. Sınıf Sosyal Bilgiler Dersi Konu Özetleri” sayfasına dön